EVLİLİK VE EVLİLİKTE İLETİŞİM

Birliktelik, birbirine sahip olma ve birbirine ait olma duygusu, yakınlık, can yoldaşlığı istemek, anlaşılmak, kendi düzenini kurmak, cinsel doyum sağlamak ve çocuk sahibi olmak gibi öğeler evliliğin oluşmasında önemlidir. Bu amaçla; iki kişinin yasal olarak ve yasanın koruma ve güvencesi kapsamında, birlikte oluşturduğu kuruma evlilik denir. Evliliğe ilişkin düzenlemeler,Türk Medeni Kanunu’nda yer almaktadır.

Evliliklerin, cinsel doyumla mutlu bir yaşam sürmede, çocuk sahibi olmakla toplumun devamlılığını ve geleceğini sağlamada önemli işlevi bulunmaktadır. Belki ömür boyu sürecek bu güzel birlikteliğin sıkıntıya dönüşmemesi için anlaşmazlıkların önlenmesinde iletişimin payı büyüktür. Toplumda insanlar arasındaki ilişkilerde tartışma, kavga ve buna bağlı bir çok sorunun temelinde olduğu gibi çiftler arasındaki uyuşmazlıkların temelinde de iletişimsizlik ya da sağlıksız iletişim bulunmaktadır. Sağlıklı iletişimin temin edilmesinde karşılıklı güven, hoşgörü, özveri ve empati uyulması gereken en temel değerlerdir.

Evlilik sürecinde ortaya çıkan çeşitli sağlık sorunlarına, ekonomik sorunlar, toplum baskıları ve diğer olumsuzluklarla birlikte cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda bilgisizlik de eklenirse, aile yaşamı zarar görmeye başlar. Bunu önlemek; bilinçli, bilgili ve mutlu çiftlerin elindedir.

Bu kitapçığın, evlilik öncesinde ve evlilik sürecinde kötü deneyimler yaşamadan önlem alınmasına ve doğru kararlar verilmesine katkı vereceği düşünülmektedir. Mutlu bir evlilik ve bununla birlikte, sağlıklı nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlanmış, “Evliliğe Hazırlık Rehberi” niteliğinde olan bu kitapçıktan yararlanabilirsiniz.

EVLİLİK ÖNCESİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN NOKTALAR;

Sağlık yönünden hekime muayene olun!

Vücudunuzu tanıyın, cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularında bilgilenin

Gebelikten korunma yöntemlerini öğrenin.

Akraba evliliklerinde daha sık görülen kalıtsal hastalıklar yönünden danışmanlık alın. Gerekli görülmesi halinde, genetik test yaptırın.

Kan grubu tayini yaptırın. Kan uyuşmazlığınızın olup olmadığına göre, gebelik öncesinde ve gebelik döneminde, hekiminizin önerilerini alın.

Eğer kuşku duyuluyorsa, cinsel yolla bulaşan hastalıklar yönünden kontrol olun ve önlem alın (AIDS, Hepatit B, frengi vb.).

Özürlü çocuk doğumuna neden olacak faktörlere karşı önlem alın.

Kendinizde olabileceğini düşündüğünüz sağlık sorunlarınız için muayene olun.

Ailenizin yaşamı için, evde ve çevrenizde oluşabilecek kazalara doğru yaklaşabilmek için ilkyardım eğitimini almanız yararlıdır.

Gereksinim duyduğunuzda; uzmanlardan sağlık ve hukuk danışmanlığı almanız yerinde olur.

EVLİLİK SÜRECİNDE GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN NOKTALAR;

Evlilik, cinsel sağlık, üreme sağlığı ve çocuk sağlığı konularında bilgilenin.

Birbirinizin ve ailelerinizin bireysel inançlarına, farklı kültürel davranışlarına hoşgörülü yaklaşın.

Halen uygulanan ve size yanlış gelen adet, gelenek ve görenek gibi kültürel farklılıklara karşı doğru tutum geliştirmeye özen gösterin.

Gelir düzeyinize göre, harcamalarınızın önceliğini belirleyin.

Eşinizin rızası doğrultusunda, cinselliğinizi daha mutlu ve daha özgür yaşamanın yollarını arayın.

Cinselliğinizi istismar ve çıkar amacıyla hiç kimseye karşı kullanmayın ve kullandırmayın.

Eşinizle birlikteliğinizde karşılıklı saygı ve sevgiyi koruyun, hoşgörülü ve özverili davranın.

Anne ve babanızı önemseyin, ancak eşinizle ilişkinizi bozacak duruma getirmeyin.

Cinselliğinizi eşinizle konuşun, paylaşın, birlikte öğrenin.

Cinsel sağlık ve üreme sağlığına ilişkin

ınız olduğunu bilin ve öğrenin.

Gereksinim duyduğunuzda kullanacağınız gebelikten korunma yöntemleri konusunda danışmanlık alın, kullanacağınız yönteme eşinizle birlikte karar verin

Sahip olacağınız çocuk sayısına ve zamanına birlikte karar verin.

Eşiniz, 18 yaşından küçük, 35 yaşından büyük ise gebe kalması riskli olabilir. Gebelik arasındaki sürenin en az 2 yıldan fazla olmasına özen gösterin. Bu kitapçıkta, yukarıdaki genel önerilere yönelik, kısa bilgiler verilmiştir. Ancak, daha ayrıntılı bilgiye gereksinim duyulması halinde uzmanlara danışılabilir.

GERDEK GECESİ

Gerdek gecesi; insanların yaşamında, önemli yeri bulunan, özel; sevginin ve mutluluğun paylaşıldığı ender anlardandır.

Eşler birbirini ilk geceye psikolojik olarak hazırlamalıdır. Aceleci ve zorlayıcı olunmamalıdır.

İçten, nazik, hoşgörülü ve sevgiyle yaklaşılmalıdır.

İlk birliktelik için karşılıklı rıza gözetilmelidir. Stres ve yorgunluk nedeni ile çiftler ilişkiye hazır değillerse, ilk ilişki ertelenebilir.

İlk geceden gebe kalınması istenmiyorsa, evlilik öncesi danışmanlık alınarak etkili bir korunma yöntemi kullanılmalıdır.

Bir sorunla ve hoşnutsuzlukla karşılaşıldığında, ilişki sayısının fazla olmamasına özen gösterilmelidir.

Eşlerden birinin daha sıkılgan (içe dönük) olması durumunda, aktif (dışa dönük) ve kendine güveni daha iyi olanın hoşgörülü ve içten yaklaşımı ile rahatlama sağlanabilir.

Bazı çiftlerde, ilk gecenin stresi ve heyecanına bağlı olarak, erkek cinsel organının yeterince sertleşememesi ya da kadının vajina kaslarının istem dışı kasılması

sonucu, cinsel ilişki gerçekleşemeyebilir. Bu durum normaldir. Acele edilmemeli, kaygı ve korku yaşanmamalıdır. Rahat davranarak, bir süre sonra sorun atlatılabilir.

İlk gece ve evlilik mahremiyetinin çiftler arasında kalmasına özen gösterilmelidir. İlişkinin yaşandığını ifade ettiği düşünülen “kanlı çarşaf gösterme” geleneğine kimi yörelerimizde rastlanmasına karşın, bir çok aile giderek terk etmektedir.

KADIN-ERKEK CSÜS HAKLARI

CİNSEL SAĞLIK (CS) VE ÜREME SAĞLIĞI (ÜS) NEDİR? 

Cinsel sağlık, cinselliğin fiziksel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönlerinin kişiliği, iletişimi ve aşkı zenginleştirici etkilerinin bileşiminden oluşur. Cinsel bir varlık olarak insanın, yalnızca bedensel değil; duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan, kişilik gelişimi, iletişim ve sevginin paylaşımını olumlu yönde zenginleştiren ve artıran sağlıklılık halidir. Cinsellik, yaşam boyu sürer; kültürel ve ahlaki faktörlerden etkilenir. Üreme ve cinsel doyum bulmayı içerir. 

Üreme sağlığı; üreme sistemi, işlevleri ve süreci ile ilgili yalnızca hastalık ve sakatlığın olmaması değil, tüm bunlara ilişkin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam bir iyilik halinin olmasıdır. Üreme sağlığı aynı zamanda, “İnsanların tatmin edici ve güvenli bir cinsel yaşamlarının olması, üreme yeteneğine sahip olmaları, üreme yeteneklerini kullanmada karar verme özgürlüğüne sahip olmaları” demektir. Herkesin cinsel bilgilere ulaşma ve cinsel ilişkiyi, zevk için ya da dölleme amacıyla yaşama hakkı vardır. 

Üreme Sağlığı Ve Cinsel Sağlık Temel Kişisel Haklardandır! 

CİNSEL HAKLAR VE ÜREME HAKLARI 

Üreme ve cinsel hakların bilinmesi, toplumu oluşturan ailelerin daha sağlıklı ve çağdaş olmaları açısından gereklidir.

 1.Kişilerin yaşamları, üreme ve cinsellikleri nedeniyle tehlikeye atılmamalıdır.

 2.Baskı ve şiddete maruz kalmadan, üreme ve cinsel yaşamlarını sürdürebilmelidir.

 3.Üreme sağlığı hizmetlerini; varsıl-yoksul, kırsal-kentsel, kız-erkek ayrımı yapılmadan, gereksinimi olan herkes eşit olarak alabilmelidir.

 4.Cinsel kimlik ve tercihleri doğrultusunda, cinselliklerini başkalarına zarar vermeden, mahremiyetle ve özgürce yaşayabilmelidir.

 5.Cinselliğine özgü düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir.

 6.Üreme sağlığı ve cinsel sağlık konusunda, eğitime ve doğru bilgiye ulaşabilmelidir.

 7.Evliliğe özgür iradesi ile karar verebilmeli, baskı ve şiddete maruz kalmamalıdır.

 8.Doğru zamanda ve istediği sayıda, çocuk sahibi olabilmeye karar verebilmelidir.

 9.Üreme ve cinsel sağlığın korunması için, sağlık kuruluşlarından gerekli hizmeti alabilmelidir.

 10.Üreme ve cinsel sağlığın korunması ve geliştirilmesi için, bilimsel çalışmalardan yararlanabilmelidir.

 11.Cinselliği nedeniyle işkence ve kötü muameleye maruz kalmamalı; şiddet ve istismardan korunabilmelidir.

BİRBİRİMİZİ TANIYALIM

Kadın ve erkeğin kendi vücudunu ve eşinin vücudunu bilmesi, sağlıklı cinsellik açısından da önemlidir.

ERKEK ÜREME ORGANLARI

Erkek üreme organları, dış ve iç olarak ikiye ayrılır.

DIŞ ÜREME ORGANLARI

PENİS

Hem idrar hem meninin dışarı atılmasını sağlayan, kas yapılı, kan damarlarından zengin bir organdır. Spermlerin (erkek tohum hücreleri) hazneye atılmasını sağlayan taşıyıcı bir görevi de vardır.

Penis uzunluğu değişken olabilir ve penisin cinsel işleviyle boyutları arasında bilinen bir ilişki yoktur.

HAYA TORBALARI (SKROTUM)

Hayaların içinde bulunduğu deri torbadır.

İÇ ÜREME ORGANLARI

HAYALAR (TESTİSLER)

Haya torbaları içinde yerleşmiş, erkeklik hormonu ve erkek tohum hücrelerini üreten organdır. Sağda ve solda iki tane bulunur. Hayalar, ancak vücut ısısından daha düşük sıcaklıkta sperm üretebilir. Bu nedenle vücudun dışında yer almıştır.

EPİDİDİMİS

Testislerde üretilen döl hücrelerinin (spermlerin) bulundukları bölümdür.

TOHUM (SPERM) KANALLARI

Spermlerin testislerden çıktıktan sonra meni keseciğine ulaşmak için geçtikleri kanaldır.

Her iki testisin toplayıcı bölümlerinden çıkarak yukarı uzanırlar. Prostatın içinden

geçerek idrar yoluna açılırlar.

MENİ (SEMEN) KESECİKLERİ

İdrar torbasının yakınında, sperm kanallarına açılan ve spermlerin dışarı atılmak

için toplanıp bekledikleri iki küçük keseciktir. Boşalma anında atılan sıvının (meni) bir

kısmı bu keseciklerde üretilir. Spermler bu sıvı içinde beslenir ve hareket ederler.

PROSTAT

İdrar torbasının hemen önünde yer alan, spermlerin hareketini artırıcı sıvı salgılayan

bir organdır. Salgıladığı sıvı, meninin bir bölümünü oluşturur ve cinsel ilişki sırasında

kadının haznesindeki ortamı spermlerin hareketine uygun hale getirir.

İDRAR KANALI, BOŞALTMA YOLU

Hem idrarın hem de meninin dışarı atıldığı, bir kısmı penis içerisinde yer alan kanaldır.

ERKEK TOHUM HÜCRESİ (SPERM)

Gözle görülemeyecek kadar küçük, hareketli hücrelerdir. Bu hareketliliği kuyruk kısmı sağlar.

Erkeklerin tohum hücrelerinde cinsiyet kromozomu olarak bir X bir de Y kromozomu bulunur. Kadında ise, cinsiyet kromozomlarının ikisi de X yapısındadır.

Yumurta hücresini dölleyen sperm hücresi Y kromozomuna sahip olduğunda bebeğin cinsiyeti erkek, X kromozomuna sahip olduğunda bebeğin cinsiyeti kız olur.

Bebeğin cinsiyetini daima babadan gelen spermin cinsiyet kromozomu belirler.

 KADIN ÜREME ORGANLARI

Kadın üreme organları dış ve iç organlar olarak ikiye ayrılır.

DIŞ ÜREME ORGANLARI

DUDAKLAR: Dış ve iç dudaklar olarak iki kısımdır. Yumuşak dokudan oluşmuştur. Dış dudaklar içtekilere göre daha kalıncadır.

KLİTORİS: Klitoris ve çevresi, cinsel uyarılma açısından en duyarlı bölgelerdendir.

VAJİNA (HAZNE) GİRİŞİ: Vajinanın en dışa açılan kısmıdır. Vajinanın hemen altında, idrar çıkış deliği ve anüs (makat) bulunur. Üreme organı olmamakla birlikte, üreme organlarının yakınında bulunması, mikrop kapma olasılığı açısından temizliği önem taşımaktadır. Anüsten idrar deliğine ve vajinaya mikrop bulaştırmamak için; teharet önden arkaya doğru yapılmalıdır.

İÇ ÜREME ORGANLARI

HAZNE (VAJİNA) : Cinsel ilişki ve doğum sırasında bebeğin geçmesini sağlayabilecek

genişleyebilen, esnek bir kanaldır.

RAHİM (UTERUS) : Rahim, kaslardan yapılmış, içi boş, ters duran armuda benzeyen,

bebeğin gelişmesini sağlayan iç üreme organıdır. Kadınlık hormonlarının etkisiyle, iç

tabakası her ay gebeliğe hazırlanır. Ancak gebelik oluşmadığında, bu doku adet kanaması

olarak dışarıya atılır. Rahmin vajinaya açılan kısmına rahim ağzı (serviks)

denir.

YUMURTALIKLAR: Rahmin dışında sağına ve soluna yerleşmiş, badem büyüklüğünde

iki adet organdır. Kadınlık hormonlarını ve kadın üreme hücresi olan yumurtayı

üretirler.

TÜPLER (FOLLOP TÜPLERİ): Rahmin üst iki yanında, yumurtalıklarla rahim arasında

bulunan içi boş kanallardır. Yumurtanın rahme geçişini sağlar. Yumurtacık hücresinin,

sperm ile döllenmesi tüplerde gerçekleşir.

CİNSEL FONKSİYONLAR

Cinselliğin iki temel işlevi vardır. Birincisi, cinsel doyum yaşamak, ikincisi de insanların

üremesi ve neslin devamıdır.

Cinsel ilişki, birbirlerine cinsel ilgi ve istek duyan iki insanın, birlikte ürettikleri ve

karşılıklı keyif aldıkları, her çeşit cinsel davranıştır.

Böylesine hoş, keyif veren bir yaşantının özen gösterilmemesi; mutsuzlukların, istenmeyen gebelik ve hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Buna bağlı olarak daha birçok toplumsal sorunlar görülebilir.

Cinsel ilişkiye girme isteği, bireyler için yaşam boyu zaman zaman değişebilir. Eşler arasında istek ve onay söz konusuysa; cinsel ilişki sıklığı ve biçimi için bir sınırlama yoktur. Bireylerin sorun olduğunu düşündüğü pek çok durum, yardım alındığında çözümlenebilen, bu konuda bilgisizliğe bağlı olarak farklı beklentilerden oluşan durumlar olabilir. İnsanlar birbirinden farklıdır. Bu fark cinsel yakınlıklarını ifade etme davranışlarında da görülür. Neyin sorun olup, neyin olmadığı kadar, sorunun nedeninin bulunması

da, önemlidir. Bu sorunlar, çoğu çiftlerin birlikte, ayrıntılı olarak uzmanlar tarafından değerlendirilmesiyle ortaya çıkarılabilir. Sağlıklı insanlarda; yaşlanma, erkeklerin prostat ameliyatı geçirmesi, kadınların menopoz dönemine girmiş olması, cinsel yaşamı

olumsuz yönde pek etkilemez.

Eşinizin beklentilerini ve isteklerini önemseyin!

KIZLIK ZARI (HİMEN)

Vajina girişine yakın, esnek, ince bir zardır. Bazı zarların ortasında bir ya da iki, bazılarında ise küçük ancak çok delikler bulunur. Adet sırasındaki kanama ve vajinal sıvılar dışarıya buradan atılır. Ender olmakla birlikte, bazılarında hiç delik bulunmaz. Bu durumda, adet kanaması dışarıya çıkamaz. Kadına özgü vücut gelişimi olmasına karşın, 15 yaşına kadar adet göremeyen çocuklar hekime götürülmelidir. İlk cinsel ilişkide bütünlüğü bozularak, bir miktar kanama görülür. Bazı kişilerde zarın yapısı gereği ortasındaki deliğin normalden fazla büyük ve kalın olması nedeniyle, zar zedelenmeyeceği için ilk ilişkide kanama olmayabilir. Ayrıca, kız çocuklarının cinsel ilişki dışında beklenmeyen darbe nedeniyle de zarın zedelenmesi söz konusu olabilir. Her kanamasız ilk ilişki için, kadının önceden cinsel birlikteliği olduğu düşüncesi doğru değildir.

Görülen hafif kanama, kısa sürede kendiliğinden durur. Ancak ender de olsa fazla kanama görülebilir. Bu durumda hekime başvurulması gerekebilir.

DOĞURGANLIK, GEBELİK VE DOĞUM

GÜVENLİ ANNELİK

Güvenli annelik; kız çocuğuna değer vermeyle başlar.

1.Anneye gebelik öncesi, anne ve bebeğe gebelik, doğum ve doğum sonrası tıbbi bakım ve tedavi hizmetlerinin verilmesi,

2.İstenmeyen ve yüksek riskli gebeliklerin önlenmesi,

3.Gebelik, doğum ve doğum sonrası oluşabilecek risklerin tanımlanması ve önlenmesi

4.Anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasına yönelik önlemlerin alınmasıdır.

Anne Ölümlerinin Başlıca Nedenleri:

Ciddi kanama, enfeksiyon (mikrop kapma), gebelik toksemisi (zehirlenmesi), yüksek tansiyon, düşük vb.

Yenidoğan Ölümlerinin Başlıca Nedenleri:

Doğum öncesi, doğum sırası ve sonrasında yetersiz bakım, enfeksiyon (bebeğin mikrop kapması), doğum travması, oksijensiz kalması, yenidoğan tetanozu vb.

Güvenli anneliğin gerektirdiği önlemlerin alınması halinde; anne ve yeni doğan ölümlerinin

büyük çoğunluğu önlenebilir niteliktedir.

Güvenli annelikte gebelik öncesi sağlık personelinden ya da konunun uzmanlarından danışmanlık hizmeti almak son derece önemlidir. Gebeliğin sağlıklı geçirilmesi açısından muayene ve bilgilenme yararlıdır.

ADET GÖRME

Kadınlarda, ergenlik çağında cinsel olgunluğa ulaştıktan sonra, ortalama her 28 günde bir vajinal kanama görülür. Buna “adet görme” denir. Bu süre 21 ile 35 gün arasında değişebilir.Vücutta tüm sistemlerde olduğu gibi, üreme ile ilgili olaylar da beCinsel yin tarafından yönetilmektedir. Beyinle yakın ilişkide bulunan hipofiz bezi, salgıladığı hormonlarla yumurtalıkları uyarır. Bunun etkisiyle, yumurtalıklardan çıkan bazı hormonlar, rahim iç tabakasının gelişmesinde etkilidir. Ayrıca bu hormonların etkisiyle her ay yumurtalıklardan birinde olgunlaşan yumurta yuvasını çatlatıp yumurtalıktan atılır. Yumurta, tüplerin ucunda bulunan ince uzantılar tarafından tüp içine çekilir. Rahime doğru ilerlerken 24 saat canlı kalır. Bu sırada spermle karşılaşırsa, döllenme gerçekleşir.

Bir yandan da kadınlık hormonlarının etkisi ile rahim iç tabakası kalınlaşır ve gebelik için uygun ortam oluşur. Döllenmiş yumurta daha sonra tüplerden rahim içine geçerek rahim duvarına yerleşir.

Döllenme olmadığında; rahim iç tabakası birkaç gün içinde gerilemeye başlar ve yumurtanın yerleşmesi için gelişmiş olan rahim dokusu kanamayla birlikte dışarı atılır. Yumurtlama adetten yaklaşık iki hafta önce olur. Yumurtlamadan önceki ve sonraki birkaç gün gebelik için en uygun dönemdir.

Adet görme sırasında her iki eşin istemesi halinde cinsel ilişki olabilir. Ancak rahim iç tabakasının kanaması nedeni ile mikrop kapma riski bulunabilir.İKKAT!

Hijyenik petler, kanamanın miktarına göre 3-4 saatte bir değiştirilmelidir.

GEBELİK

Cinsel ilişki sırasında, kadının haznesine boşalan spermler, rahim içine doğru hareket ederler.  permlerden yalnızca biri, kadının tüplerinde karşılaştığı yumurtanın içine girerek dölleyebilir.  permlerin kadın vücudunda yaşama süreleri yaklaşık 72 saat olduğundan, yumurtlama olayından kısa bir süre önceki cinsel ilişkiye ait spermler de yumurtayı dölleyebilirler.

Döllenmiş yumurta gelişmeye başlar ve tüplerde ilerleyerek, 5-6 gün içinde rahme gelir, kalınlaşan iç tabakasına yerleşir. Bu tabakaya gömülerek gelişmesini sürdürür.

Yumurtanın döllenmesi ve rahmin içine yerleşmesinden sonra, adet görme kesilir. Bu durum doğumdan sonra emzirme döneminde de bir süre devam eder. Gebelikle ilgili değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Rahim yavaş yavaş büyür.

Bebeğin gelişimi tamamlanıncaya kadar devam eden yaklaşık 280 gün (9 ay 10

gün), sürerek doğumla sonlanır

GEBELİK BELİRTİLERİ

Gebelikten şüphelenmeye neden olan ilk bulgu, adet kanamasının beklenen sürede olmamasıdır. Beklenen adetin gerçekleşmemesi durumunda, hekime gidip gebelik testi ile kesinleştirilebilir.

Bununla birlikte;

F       Bulantı ve kusma,

F       Göğüslerde hafif büyüme, duyarlılık, bazen karıncalanma,

F       Ağızda metalik tat,

F       Yorgunluk, halsizlik, uyku hali,

F       Vajinal akıntıda artış,

F       Bazı yiyecek ve içeceklere karşı tiksinti, bazılarına karşı aşırı istek (aşerme),

F       Hormonal değişikliklere bağlı olarak aşırı duygusallaşma,

F       Sık idrara gitme görülebilir.

Gebelik bir hastalık değildir, fizyolojik bir olaydır.

GEBELİKTE BAKIM

Gebelik Sırasında Uygun Görülen Muayene ve Kontroller

Beklenen adet kanamasının olmaması ve gebelikten şüphelenilmesi halinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Gebeliğin sağlıklı geçirilmesi için, sağlık kuruluşlarında kontrollerin düzenli olarak yapılması gerekir. Gebelik sürecince en az 4 kez kontrole gidilmelidir.

İlgili hekim, gebeyi genel olarak muayene eder, idrar tahlili, kan tahlili, tansiyon, boy, kilo ve ödem (şişlik) yönünden değerlendirir. Son aylara doğru yeni doğan tetanozundan korumak için gebeye aşı yapılması gerekebilir. Gebenin durumuna göre uzman hekimin önerisi doğrultusunda, bebeğin gelişimi, kalp atışları, olası doğum tarihi ve çoğul gebelik yönünden ultrasonografik inceleme; bebeğin beyin, omurilik ve diğer organlarında olabilecek bozuklukların belirlenmesine yönelik 19-23. haftalar arasında

ayrıntılı (renkli) ultrason; riskli gebeliklerde anomali varlığının tespiti için 14-18. haftalar arasında amniyosentez, üçlü tarama testi ve şeker testi gibi ileri incelemelere gerek duyulabilir.

GEBELİK DÖNEMİNDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

Gebelik fark edilince hemen sağlık kuruluşuna muayene için gidilmelidir. Kronik hastalığı ya da başka bir sağlık sorunu varsa hekime bilgi verilmeli, öneriler doğrultusunda davranmalıdır.

Muayenelere eşi ya da aileden biriyle gitmelidir. Hekimin gerek görmesi halinde muayenelere birlikte gitmeye devam edilmelidir,

Yeterli ve dengeli beslenme tüm yaşam boyu çok önemlidir. Doğum öncesi ve loğusalıkta özellikle özen gösterilmelidir.

Sigara ve alkol asla alınmamalıdır. Sigara dumanı olan ortamda bile bulunulmamalıdır. Cinsel Sağlık ve

Sorunsuz bir gebelikte, 1-2 saatlik dinlenme koşuluyla orta derecede hareketlilik yararlıdır (Ör: Yürüyüş).

Genel temizlik kurallarına daha çok özen gösterilmelidir.

Kayma ve düşmelere karşı önlem alınmalıdır.

Gebelik döneminde sağlık kuruluşundan bebek bakımı ve beslenmesi ile ilgili danışmanlık almalıdır.

Hekimin önerisi doğrultusunda tetanoz aşısı yaptırmalıdır.

Gebeliğe özgü yakınmalar olabilir. İlgili sağlık personelinin önerileri doğrultusunda davranılmalıdır. Vitamin dahil hekim önerisi olmadan ilaç kullanılmamalıdır. Hekim karar vermedikçe röntgen çektirilmemelidir. Röntgen çekilen yerlerden uzak durulmalıdır.

Ultrason muayenelerinin zararı yoktur. Gebelik süresince hekimin karar verdiği aralıklarla ultrason muayenelerine devam edilmelidir.

Doğum mutlaka sağlık personeli yardımıyla yaptırılmalıdır. Doğum evi ya da hastane tercih edilmelidir.

Annenin doğumuna yakın zamanda, gerekli eşyalar hazırlanmalıdır. Aileden destek olabilecek biri yanında bulunmalıdır. Babanın desteği son derece önemlidir.

ACİL OLARAK SAĞLIK KURULUŞUNA GÖTÜRÜLMESİ GEREKEN DURUMLAR!

Gebede;

•Vajinal kanama, •Yüksek tansiyon, •Konvülziyon (Havale),

•Baş ağrısı ve görme işlevinde değişiklik, •Yüksek ateş,

•Aşırı halsizlik ve kendini kötü hissetme, •Şiddetli karın ağrısı,

•Kusma, •Kötü kokulu vajinal akıntı, •Solunum güçlüğü ya da sık solunum,

•Göğüs ağrısı, •Yüz, parmak ve bacaklarda şişme, •Vajinal suyun gelmesi,

•Çocuk hareketlerinin hissedilememesi,

•Düşük tehdidi (vajinadan su ya da kan gelmesi vb.)

GEBELİKTE CİNSEL YAŞAM

Gebelik dönemi cinsel isteklerin devam ettiği bir dönemdir. Ancak, cinsel ilişki sırasında rahim ağzının açılabileceği, düşük ve kanamaya yol açabileceği, erkek cinsel organının bebeğe zarar verebileceği gibi yanlış düşünce ve inanışlarla eşler cinsel ilişkiden kaçınma eğiliminde olabilirler. Ancak, bu dönemdeki düşüklerin önemli bir kısmı bebekteki organ bozuklukları nedeniyledir. Hekim yasaklamamış ise ve her iki eşin kabul etmesi halinde, özenli davranmak koşuluyla gebelik sırasında cinsel ilişkinin sakıncası

yoktur.

HEKİMİN ÖNGÖRMESİ HALİNDE, GEBELİK SIRASINDA CİNSEL İLİŞKİNİN

SAKINCALI OLABİLECEĞİ OLASI DURUMLAR

Vajinal kanama,

Vajinal suyun gelmesi,

Önceki gebeliklerde erken doğum tehdidi öyküsü,

Erken doğum riski,

Çoğul gebelik,

Gebeliğin son ayları,

DOĞUM

Doğum, çiftlerin mutluluğunu etkileyebilen bir olaydır. Mutlaka sağlık personeli tarafından yaptırılmalıdır. Babanın anneye, doğumun her aşamasında destek olması son derece önemlidir. Doğum, rahmin düzenli kasılmaları sonucu rahim ağzının incelerek açılmasıyla başlar. Bu sırada, jölemsi bir salgıyla karışık, az miktarda bir kanama olur, buna “nişan” denir. Kasılmalar şiddetlidir ve belli aralıklarla ağrı gelir. İlk doğumlarda ağrılar ortalama 10-12 saat kadar sürebilir ve bebeği rahim ağzından geçecek biçimde ilerletir. Daha sonraki doğumlarda bu süre 4 saate kadar inebilir. Rahim

boynu bütünüyle genişlediğinde bebeğin içinde bulunduğu su kesesi, doğumdan önce yırtılıp içerdeki suyun bir kısmı boşalabilir. Yirmi dakika ile 1 saat içinde bebek rahim ağzından vajinaya geçerek bebek doğar. Bebeğin tüm gebelik boyunca eş (plasenta) ile ilişkisini sağlayan göbek kordonu, bebek doğunca

kesilerek bağlanır. Son olarak doğumun ardından 10-15 dakika içinde rahim kasılarak artık görevi kalmayan plasentayı da dışarı atarak doğum sonlanır. Plesanta; gebelik boyunca anne ile bebek arasında kan başta olmak üzere her türlü maddenin alış verişini sağlayan organdır.

EŞİNİZİN;

•Yaşı 18’den küçük veya 35’ten büyük mü?

•Son gebeliği 2 yıldan kısa mıdır?

•Gebeliklerinin sayısı 4’ten fazla mıdır?

•Şeker hastası mı?

•Tansiyonu yüksek mi?

•Kalp hastalığı var mı?

•Böbrek hastalığı var mı?

•Gebelikte kanama geçirdi mi?

•Gebelikte havale geçirdi mi?

•Üst üste birkaç kez düşük yaptı mı?

•Rahim ya da diğer üreme organlarından ameliyat oldu mu?

•Doğurduğu çocuklarda özürlülük var mı?

Yukarıdaki sorulardan yalnızca birine bile “evet” yanıtı verilmiş ise mutlaka hekime başvurulmalıdır.

KISIRLIK

Ortalama bir yıl korunmasız ve düzenli cinsel ilişkide bulunmalarına karşın, çocuk

sahibi olamayan çiftlere infertil ( kısır ) denir. Kısırlığa yol açan nedenler hem erkeğe

hem de kadına özgü olabilir. Bu nedenle; eşlerin her ikisinin de muayene edilmesi

gerekir.

Kısırlığa Yol Açan Erkeğe Özgü Nedenler:

Sperm sayısının yetersizliği,

Sperm kanallarındaki tıkanıklıklar,

Testis travması,

Hormonal bozukluklar,

Varikosel (Testis toplardamarlarının genişlemesi),

Geçmişte kabakulak mikrobunun yol açtığı testis iltihabı,

Geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalıklar,

Bazı ilaçlar

Sigara ve alkol

Kısırlığa Yol Açan Kadına Özgü Nedenler:

Hormon bozuklukları,

Yumurtalık iltihabı,

Yumurtlamanın olmaması,

Kanalların tıkanıklığı,

Rahmin şekil bozukluğu,

Geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalıklar,

Trikomonas vajinalis paraziti (geçici kısırlığa yol açabilir)

Vücutta spermlerin ölmesine neden olan maddelerin (antikor) gelişmesi,

Sigara ve alkol

ANDROPOZ

Yaşın ilerlemesiyle erkeklik hormonlarındaki değişime bağlı olarak ortaya çıkan bir

durumdur. Menapoza giren kadınlardaki kadar yoğun olmamakla birlikte, cinsel yaşamı

etkileyen belirtiler görülebilir.

Yaşa bağlı değişimler şunlardır;

Testislerde küçülme ve sertleşme ( testosteron azalmaz ),

Ereksiyonda güçlük, olduğunda uzama,

Yavaş ve güçsüz meni çıkarma.

Bu değişimleri etkileyen bazı faktörler;

Vücut değişimleri, kas gücünde azalma, çabuk yorulma

Kalp-damar hastalıkları

Solunum sistemi hastalıkları

Şeker hastalığı

Eklem hastalıkları

Prostat hastalıkları

Kullanılan bazı ilaçlar ( tansiyon, depresyon vb.)

Alkol, sigara

Başarısızlık korkusu

Cinsel ilişki sırasında ölme korkusu

Monotonluk

Beklentilerin azalması

Toplumun yaşlı cinselliğini yok farz etmesi

Kendine ait bir mekana sahip olamama

Sosyo-ekonomik güçlükler

Andropozun daha sağlıklı geçirilebilmesi için, hekime başvurulabilir. Bunun yanı sıra,

yaşın ilerlemesine bağlı genel sağlık sorunları, prostat büyümesi nedeniyle idrar sıkıntıları

için düzenli hekim kontrolleri gereklidir.

MENOPOZ

Kadının üreme yeterliliği daha çok 15-49 yaşlar arasıdır. Menopoz, genellikle 45

yaşından sonra kadınlık hormonlarının azalması ve yumurtlama işlevinin seyrekleşerek

zamanla durması sonucu ortaya çıkan bir durumdur.

Adet düzensizlikleri, adet aralığının uzaması ile başlayabilir. Ateş basması, terleme,

konsantrasyon bozukluğu, depresyon, cinsel istekte azalma, vaginada kuruluk,

kemik yoğunluğunda azalma, meme dokusu değişiklikleri, kilo alma gibi belirtilerle devam

edebilir.

Menopozun getirdiği olumsuzlukların kontrol altına alınması olanaklıdır. Bunun için

konunun uzmanlarından ya da menapoz kliniklerinden hizmet alınmalıdır.

AİLE PLANLAMASI

Aile Planlaması; kişilerin istedikleri zaman, bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olmalarıdır. Çocuk sahibi olamayanlara da destek olunmaktadır. Aile planlamasının sağlık hizmetleri içerisinde önemli yeri bulunmaktadır.

Aşırı doğurganlık; annenin, çocukların ve ailenin sağlığını olumsuz yönde etkiler.

Bir kadının;

•18 yaş altında, 35 yaşın üzerinde gebe kalması,

•2 yıldan daha sık aralıklarla doğum yapması,

•4 ve 4’ten daha fazla çocuk sahibi olması,

hem kendisinin hem de çocuğunun hastalık ve ölüm riskini artırır. Bu nedenle; gebelikten korunma yöntemlerine gereksinim bulunmaktadır. Tüm bu sorunların çözümü, özellikle istenmeyen gebeliklerin önlenmesi, çiftlerin danışmanlık hizmeti alarak, etkili aile planlaması yöntemlerini kullanmaları ile olanaklıdır.

Aile Planlaması Danışmanlığı; cinsel yaşamınız ve aile planlaması ile ilgili gereksinimlerini

ortaya çıkarır, buna yönelik bilgi almanızı sağlar. Bilinçli ve gönüllü olarak size ve eşinize uygun aile planlaması yöntemi seçmenize yardımcı olur.

İstenmeyen gebelikler yalnızca kadınların sorunu değildir. Çözüm arayışına erkek ve kadın birlikte yönelmelidir.

AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

Kadına ait yöntemler ve erkeğe ait yöntemler olmak üzere ikiye ayrılır. Kullanılacak yönteme eşler ve ilgili sağlık personeli birlikte karar vermelidir.

ERKEĞE AİT AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

Modern Korunma Yöntemleri

A-Geçici Yöntemler: Bırakıldığında gebe kalınabilen yöntemlerdir.

a. KONDOM (PREZERVATİF, KILIF, KAPUT)

Erkekler tarafından kullanılmak üzere bir çeşit lastikten yapılmış cinsel ilişki öncesi penise geçirilen, çok ince ve esnek bir kılıftır.

Cinsel ilişki sırasında, meni içindeki spermlerin kadının vajinasına geçmesini engeller.

Doğru kullanıldığında %97 etkilidir.

Erkeklerin aile planlamasına katılımını sağlar.

Erken boşalmayı önler.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu, klamidya gibi) korur.

Her cinsel ilişki için KULLANILMAMIŞ (YENİ) kondom gerekir.

Kondom, sertleşmiş erkeklik organına (penise), vajinaya HİÇ TEMAS ETMEDEN ÖNCE takılır. Boşalma sonrası organ gevşemeden çıkartılmalıdır.

Bir kere kullanıldıktan sonra atılmalıdır.

Kondomu kayganlaştırmak için herhangi bir madde kullanmaya gerek yoktur. Özellikle VAZELİN asla kullanılmamalıdır.

Kondomlar serin ve karanlık yerde saklanmalıdır.

Son kullanma tarihine dikkat edilmelidir. Süresi geçenler kullanılmamalıdır.

B-Kalıcı Yöntemler: Tekrar gebe kalınması söz konusu değildir. Uygulandığında geri dönüşü olmayan yöntemdir.

a. ERKEKTE KANALLARIN BAĞLANMASI (VAZEKTOMİ)

Erkeklerin tohum (sperm) kanallarının ameliyatla bağlanmasıdır.

Tohum kanalları bağlanıp kesildiği için sperm cinsel ilişki sırasında boşalan sıvıya geçemez ve kadının yumurta hücresi ile birleşemediğinden döllenme olmaz.

Koruyuculuğu çok yüksektir.

Tohum kanallarının bağlanması erkeğin görünümünde, cinsel isteğinde ve yeterliğinde, cinsel doyumunda, erkeklik organının sertleşmesinde ve boşalmasında herhangi bir değişiklik meydana getirmez.Cinsel ilişkiyi etkilemez.

Kalıcıdır. Geri dönüşü olanaklı bulunmadığından aile çok iyi bilgilendirilmeli, karar vermeden önce eşler çok iyi düşünmelidir.

Kanallarda daha önce bulunan spermler gebeliğe neden olabilir. Bu nedenle; ilk 20 boşalmada ya da yaklaşık 3 ay süreyle kondom gibi ek bir yöntem kullanılmalıdır.

“Geri çekme” diye de bilinen geleneksel uygulama gebelikten korunmak için başvurulacak etkili bir yöntem değildir. İstenmeyen gebeliklerden korunmanın en bilimsel ve doğru olanı, ilgili sağlık personeline danışılarak etkili, modern bir yöntemi uygulamaktır.

ACİL KORUMA

Planlı olmayan, korunmasız cinsel ilişki sonrası, özellikle kondom yırtılması ya da tecavüz gibi durumlarda gebelik riskini ortadan kaldırmak amacıyla alınan önlemlere denir. Böyle durumlarda 72 saat içinde zaman geçirmeden aile planlaması hizmeti sunan bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Gebelikten korunmak amacıyla kullanılan bir yöntemden kaynaklandığı düşünülen bir sorunun farkedilmesi halinde, sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

BAZI CİNSEL SAĞLIK SORUNLARI

Cinsel sorunlar, bireylerin cinsel yaşamlarındaki, beklentilerinin karşılanmamasına

neden olur.

CİNSEL SAĞLIK SORUNLARIN GENEL NEDENLERİ

Kişisel farklılıklar (yaş, cinsiyet, öğrenim durumu vb.)

Kültürel farklılıklardan kaynaklanan çatışmalar,

Yaşam koşulları,

Duygusal sorunlar (depresyon, anksiyete, geçirilmiş kötü

deneyim, gebe kalma korkusu, cinsel yolla bulaşan hastalık

kapma korkusu vb.),

Bedensel sorunlar (hormon düzensizlikleri, kalp-damar ve

metabolizma hastalıkları, sürekli ilaç kullanma zorunluluğu),

Eşle ilişkilere bağlı nedenler (ekonomik sıkıntı, geçimsizlik,

cinsel tercihler vb.),

Toplumun kadına ve kız çocuğuna ayırımcı bakışı,

Yetersiz ve yanlış bilgilenme

ERKEĞE ÖZGÜ BAZI CİNSEL SORUNLAR

CİNSEL İSTEKSİZLİK

Cinsel istek azlığı/yokluğu; hatta cinsel ilişkiye, cinsel organlara ya da sıvılara tiksinme

şeklinde görülebilir.

CİNSEL UYARILMA BOZUKLUĞU VE İMPOTANS (İKTİDARSIZLIK)

Erkekte sertleşme sorunu ve cinsel ilişkiye girememe biçiminde görülebilir.

ORGAZMLA İLGİLİ BOZUKLUKLAR

Erkekte erken boşalma yaşanabilir.

CİNSEL AĞRI BOZUKLUKLARI

Cinsel ilişki sırasında ağrı görülebilir.

PARAFİLİLER

Bu cinsel sapmalar, bir tür cinsel istismar ve şiddettir. Daha çok çocukluktan itibaren

gelişimin kötü etkilendiği nedenlerin yol açtığı kişilik sorunları ile ilgilidir. Bu

sorunlar kadınlarda da görülebilir. Ancak, kadınlarda daha seyrek olduğu söylenmekle

birlikte, bu durumun kadınların toplumsal statüsü gereği daha fazla gizleyebilmelerinden

kaynaklanabileceği düşünülmektedir.

Teşhircilik (Göstermecilik),

Fetişizm ( Kişinin canlı olmayan nesneleri kullanmakla ilgili (örneğin kadın iç çamaşırları)

yoğun fantezi kurması.)

Sürtünmecilik (Kişinin, rızası olmayan kişiye dokunarak ve sürtünerek haz duyması)

Çocuğa Cinsel Sevi (Pedofili)

Cinsel Sadizm (işkenceye ve zorlamaya dayalı)

Gözetlemecilik (Röntgencilik)

Yukarıda belirtilen sorunların nedenleri arasında;

Cinsel organlara ya da hormonal dengeye ait bozukluklar ,

Bazı ilaçlar,

Olumsuz cinsel deneyimler,

Kendine güvensizlik,

Eşi ile cinsellik dışında sosyal paylaşımın yeterince olmaması,

Farklı cinsel kimlik ya da farklı tercihler,

Yoğun stres ve depresyon,

Çocukluk dönemindeki takıntılar,

Yanlış/yetersiz cinsel bilgi,

Taciz ve tecavüze uğrama,

Eşine yeterince ilgi duymamakla ve/veya eşini çekici bulmamakla gelişen cinsel isteksizlik,

Kronik hastalıklar (diyabet, kalp-damar vb.),

Yetiştiği ailede geçimsizlik,

Cinsel ilişkiyi paylaşımdan çok, eşine karşı görev olarak algılaması,

Suçluluk duygusu,

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar başlı başına cinsel sağlık sorunu olduğu gibi, diğer

sorunların da nedeni olabilir.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLAR (CYBE)

Yaygın olarak korunmasız cinsel ilişki ile bulaşan, genellikle cinsel organlarda bulgu veren ve çoğunlukla belirti göstermeden seyreden hastalıklardır. Cinsel sağlık bilgileri yetersiz olan gençlerin CYBE’lere yakalanma riski artmaktadır.

CYBH’LERİN ÖNEMİ VE GENEL ÖZELLİKLERİ

Daha çok korunmasız cinsel ilişki ile bulaşırlar.

Çoğunluğu (yaklaşık %70’i) belirti vermeden seyreder.

Belirtiler daha çok cinsel organlarda ya da yakınlarındadır. Bazı belirtiler CYBE dışındaki

hastalıklarda da görülebilir. Frengide olduğu gibi kimi yaralar ağrısızdır.

Bir CYBE’de yara biçiminde belirti varsa, bu yaradan bir diğer CYBE’nin bulaşması

kolaylaşır.

Kimilerinin tam tedavisi var, kimilerinin yoktur. Tedavisi olup önemsenmeyenlerin ve ihmal edilenlerin süregenleşmesi, kısırlık ve diğer sorunlara yol açması olasılığı artmaktadır. HIV/AIDS’te olduğu gibi ölümcül de olabilir.

Toplumdaki algısı gereği, CYBE’lerden utanma ve gizleme eğilimi bulunmaktadır. Bu durum doktora başvurmayı, tedavi olma ve önlem almayı geciktirmekte, başkalarına giderek daha çok bulaşmaktadır.

CYBE’lere bağışıklık gelişmez. Genel vücut direnci hastalık gidişini etkiler. Önlem alınmaması halinde birey bir CYBE’ye birçok kez yakalanabilir

BAŞLICA CYBE’LER

•Bel soğukluğu (Gonore) •Frengi (Sifiliz)

•Yumuşak Çıban (Şankır)

•Klamidya

•Trikomonas •Hapatit B ve C sarılığı

•HIV/AIDS •Cinsel organ siğilleri (genital siğil)

•Cinsel organ uçuğu (genital herpes)

BULAŞMA YOLLARI

KORUNMASIZ CİNSEL İLİŞKİ

Her türlü cinsel ilişki ile bulaşır. Hastalık etkenlerini taşıyan bireyin penis, vajina, anüs, ağız boşluğu ve bunların salgıları, sağlıklı bireye cinsel ilişki sırasında bulaşabilir.

Ateşli öpüşmeler sırasında oluşabilen yaralardan da hastalık etkenleri bulaşabilir.

KAN YOLU

Frengi, Hepatit-B ve C sarılığı ve AIDS etkenleri vücuda girdikten sonra kan ve doku sıvılarında çoğalır.

Kontrolsüz kan nakli,

Hastalıklı bireyler için kullanılmış ve daha sonra mikropsuz hale getirilmemiş kulak delme, dövme, akupunktur, sünnet aletleri,

Ortak kullanılan diş fırçası, jilet ve tıraş bıçağı,

Madde bağımlılığı nedeniyle ortak enjektör kullanımı ile CYBE’ler bulaşabilir.

ANNEDEN BEBEĞE GEÇİŞ

Frengi, Hepatit B ve C sarılığı ve AIDS etkenleri anneden bebeğe gebelik, doğum, emzirme sırasında geçebilir.

GENEL BELİRTİLERİ

Penis, vajina ya da anüsde;

•Normal olmayan pis kokulu akıntı,

•Kaşıntı,•Şişlik,

•Kızarıklık,•Yara, yumru, döküntü (Frengide ağrısız, diğerlerinde ağrılı)

İdrar yapma sırasında yanma, sızı ve ağrı,

Karnın alt bölümünde ağrı ve duyarlılık,

Cinsel ilişki sırasında acı duyulması,

Kasıklarda şişlik (Lenfadenopati),

Ender olarak ateş, bulantı, halsizlik, kırıklık ve üşüme gibi genel belirtiler de görülebilir.

Bel soğukluğu mikrobu bebekte göz iltihabına ve körlüğe neden olabilir. Doğumsal frengide burun kökü çöküklüğü, birçok organda yara ve sakatlıklara yol açabilir.

SONUÇLARI VE YOL AÇTIĞI DİĞER HASTALIKLAR

Kısırlığın en önemli nedenlerinden biri, tedavi edilmemiş CYBE’lerdir.

Kadınlarda rahim ağzı kanserlerinin oluşmasına neden olabilirler.

Hepatit B ve C’nin karaciğerde kanser ve siroza yol açtığı bilinmektedir.

Bağışıklık sisteminin yetersizliğine neden olan AIDS, gerek mikrobik gerekse mikrobik olmayan, kanser ya da sistem ile ilgili birçok hastalığa yol açmakta ve ölümlere neden olmaktadır.

TEDAVİDE İLKELER

Çoğunun tedavisi olanaklıdır.Erken tanı ve tedavi önemlidir. Geciken tanı ve tedavi hem tedavi başarısını düşürür, hem de birçok hastalığa neden olur.

Hastanın tedavisi, eşiyle birlikte yapılmalıdır. Yalnızca bir eşin tedavi edilmesi sorunu çözmez. Hastalık yeniden diğer eşine bulaşır.

Tedavi sürdürülürken, olanaklıysa birey cinsel ilişkide bulunmamalıdır. Cinsel ilişki isteniyorsa kondom kullanılmalıdır.

Eczaneden ulu orta alınan ya da birinin önerisiyle kullanılan ilaçlar son derece sakıncalıdır. Hem tedaviyi güçleştirir, hem de başka hastalıklara neden olur. Mutlaka hekime başvurulmalı, önerilen tedavi yaptırılmalıdır.

CYBE’LERDEN KORUNMAK İÇİN GENEL ÖNLEMLER

Tek eşlilik son derece önemlidir. Ancak her iki eş birbirine sadık olmalıdır.

Her türlü cinsel ilişkide kondom kullanılmalı. Kondom hem gebelikten hem de CYBE’lerden koruyan en önemli yöntemdir.

Gerektiğinde kullanılacak kan ve doku kontrol edilmiş (test uygulanmış) olmalıdır.

Tek kullanımlık enjektör kullanılmalı.

Diş fırçası, tıraş bıçağı ve jilet ortak kullanılmamalı.

Sünnet, akupunktur iğnesi, dövme iğnesi ve aletleri, manikür-pedikür makası ve diğer tıbbi aletler tekniğine uygun steril edilmeli (mikropsuzlaştırılmalı).

Yeni doğan bebeğin gözüne gümüş nitrat damlatılmalı (hastanede).

HIV taşıyan bir anneden doğan bebeğin kan testi negatif ise (mikrop yoksa) emzirilmemeli.

HIV pozitifli bir anne kabul ediyorsa, gebelik sonlandırılabilmeli, bebeği doğurmak istiyorsa doktorun önerisi ile HIV/AIDS tedavisi almalıdır. Gebelikte uygulanan HIV/ AIDS tedavisi, virüsün bebeğe geçme olasılığını %30’lardan %5-10’lara düşürmektedir. AIDS ilaçları bebeğe zarar vermez.

Koruyuculuğu yüksek olduğu için, tüm bireyler Hepatit-B aşısı yaptırmalıdır. Ancak Hepatit-C’nin aşısı henüz yoktur.

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlardan Korunmanın Yolu;

Tek Eşlilik ve Kondom

CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ

İlişki öncesi ve sonrası, genital bölge (cinsel organların) temizliğine dikkat edilmesi

gerekir.

Anal (makat) ilişki sakıncalıdır.

Uygun aralıklarla banyo yapılmalı, çamaşır değiştirilmelidir.

Cinsel organ çevresindeki kıllar fazla uzamadan, hijyen kurallarına uyarak traş edilmelidir.

Toplu kullanılan tuvaletlerde kirli suyun anal bölgeye sıçramamasına dikkat edilmelidir.

KALITSAL (GENETİK) HASTALIKLAR VE ÖZÜRLÜLÜK

Kalıtsal hastalık, bir bireyin genetik materyali, yani kromozom ve genlerindeki bozukluklar sonucu ortaya çıkan hastalıktır.

Anne- baba sağlam görünmesine karşın, kromozom ya da genlerdeki bozuklukların taşıyıcısı olduklarında hastalık, bebek ve çocuklarda ortaya çıkabilir.

Kalıtsal hastalıklar, toplumda sık rastlanan, yalnızca bireyin kendisini değil, sonraki nesilleri de etkileyen (nesilden nesile geçen) hastalıklardır.

ÖZÜRLÜLÜĞE YOL AÇAN NEDENLER

a.ÖZÜRLÜLÜĞE YOL AÇABİLEN GEBELİK ÖNCESİ VE GEBELİK SIRASINDA KARŞILAŞILAN NEDENLER

Akraba evliliği ve kalıtım: Aralarında kan bağı bulunan kişilerin bebeklerinde kalıtsal olarak geçen ve engelliliğe neden olan hastalıkların ortaya çıkma olasılığı yüksektir.

Kan uyuşmazlığı: Anne kan grubunun negatif (-), baba kan grubunun pozitif (+) olduğu durumlarda gelişir. Bu tür bebeklerde şiddetli yenidoğan sarılığı, sakatlık ve ölüm ortaya çıkar. Bazen bebeğin kanının değiştirilmesi gerekebilir. Gebelik öncesi ve sırasında saptanmış olması halinde gebelik hekim kontrolünde geçirilmeli, önerilen tarihlerde gerekli testleri yaptırmalıdır. Daha sonraki bebeklerde kan uyuşmazlığının olumsuzluklarını önlemek için, doğumdan hemen sonra ilk 48 saat içerisinde önerilen iğneyi anneye yaptırmak gerekir.

Gebelik sırasında anne yaşının 35 ve üzerinde olması özellikle down sendromu olasılığını artırır,

Gebelik boyunca (özellikle ilk 3 ay içerisinde) annenin;

•Hekim önerisi dışında ilaç kullanması,

•Sigara içmesi ya da sigara dumanı ortamlarında bulunması,

•Alkol kullanması,

•Kimyasal maddelere maruz kalması,

•Radyasyona maruz kalması,

•Aşırı stres duyması,

•Yetersiz ve dengesiz beslenmesi,

•Başta kızamıkçık olmak üzere, anne karnındaki bebeği kötü etkileyen bulaşıcı

hastalıkların (TORCHS=Toksoplazmoz, kızamıkçık, sitemegalovirüs, hepatit B ve

C, frengi) geçirilmesi ya da etkenlerin taşınması,

b.ÖZÜRLÜLÜĞE YOL AÇABİLEN DOĞUM SIRASINDA KARŞILAŞILAN

NEDENLER

Doğumun uzun sürmesi ve bebeğin oksijensiz kalması,

Doğumun sağlık personeli olmayan kişilerce yaptırılması ve yanlış uygulamalar,

Bebeğin kaza ya da kafa travması geçirmesi,

Zehirlenme,

Bebeğe hekimin önerisi dışında ilaç verilmesi.

c.ÖZÜRLÜLÜĞE YOL AÇABİLEN DOĞUM SONRASI KARŞILAŞILAN

NEDENLER

Yenidoğan döneminde rastlanılan metabolik sorunlar (Feniketonüri, hipotroidi)

Yeni doğan sarılığının uzun ve şiddetli sürmesi,

Psikolojik ve sosyal sıkıntılar,

İş kazaları ve meslek hastalıkları ,

Ev kazaları,

Trafik kazaları,

Çevresel faktörler,

Yaşlılık,

Doğal afetler.

ÖZÜRLÜLÜĞE YOL AÇAN KALITSAL HASTALIKLAR

AKDENİZ ANEMİSİ (TALASEMİ)

Hücrelere oksijen taşıyan alyuvarlarda bulunan hemoglobin üretiminde doğuştan sorun olduğu için, dokulara yeterince oksijen taşınamaz. Bu nedenle kansızlığı düşündüren, deride koyu sarı renk görülür. Dokuların oksijen gereksinimi sonucu kemik iliği aşırı uyarılır. Bu nedenle alın ve yüz kemiklerinde genişleme söz konusudur. Buna bağlı olarak, alın öne doğru çıkık, kafanın en tepesinde oluksu çukurluk gelişir. Ayrıca çocukta büyüme geriliği, konuşamama, dalak ve karaciğerde büyüme ve kalp yetmezliği ortaya çıkabilir. Her iki eşte talasemi hastalığı bulunması halinde doğacak bebeklerde görülme olasılığı çok daha yüksektir. Bu nedenle genetik tahliller ihmal edilmemelidir.

HEMOFİLİ

Erkek çocuklarında görülür. Bu tür kişilerde doğuştan kanın pıhtılaşmasını sağlayan madde eksikliği bulunmaktadır. Yaralanmaları halinde kanın pıhtılaşma süresi uzun olduğu için kanamanın durdurulması güçtür. Kan kaybı nedeniyle ölenler bile vardır.

DOWN SENDROMU (MONGOLİZM)

Zeka geriliğiyle kendini gösteren bir hastalıktır. Bu tür çocuklara özgün bir yüz görünümü (mongol) vardır. Gözler küçük ve süzgün, çene,ağız ve dudaklar ileri çıkıktır. Çocuğun 21. kromozomunda anormallik bulunur. Yaşı ileri olan annelerin (35 yaş ve üzeri) downlu bebek doğurma olasılığı yüksektir. Bebeğin downlu olduğunu anne karnında belirlemek olanaklıdır. Bu nedenle gebelik fark edildikten sonra, gebelik boyunca önerilen aralıklarda annenin hekim tarafından muayene edilmesi son derece önemlidir. Bebek doğduktan sonra iyileştirilmesi olanaklı değildir. Ancak özel eğitimle yaşamı için önemli bazı bilgi ve beceriler öğretilebilir.

TURNER SENDROMU

Bu tür bebekler kız görünümlüdür. Ancak cinsiyet kromozomu (XO) yapısındadır. Cinsiyet kromozomundan biri her zaman (X), diğeri ise (X) olursa bebek kız, (Y) olursa erkek olur. Bu hastalıkta ise ikinci kromozom (O)’dır. Bu nedenle çocuk erkek olmadığı gibi tam bir kız da değildir. Bu hastalıkta kişinin adet görmesi, çocuk sahibi olması olanaksızdır. Doğduğunda bebeğin oransız vücut yapısı, ense saç çizgisi düşüklüğü belirtisi olabilir.

KLİNİFELTER SENDROMU

Bu bebekler erkektir. Cinsiyet kromozom sayısında fazlalık bulunur (XYY) . Bu kişilerin vücutları oransız, boyları çok uzun, genellikle cinsel organları küçüktür. Toplumsallaşmaları ve uyumları iyi değildir. Suç işlemeye ve psikopatiye yatkındırlar.

SPİNA BİFİDA

Doğum öncesinde ortaya çıkan ve gebeliğin ilk aylarında omurilik gelişiminde meydana gelen bozukluk ve açıklıklardır. Gebeliğin 19.-23. haftaları arasında test yaptırılarak teşhis konulabilir.

ÖZÜRLÜLÜĞE YOL AÇAN DOĞUMSAL VE DİĞER ETKENLERE BAĞLI

HASTALIKLAR

Bu hastalıkların ortaya çıkmasında kalıtsal yatkınlık bulunmakla birlikte, başka nedenler de etkili olabilmektedir.

HİPERAKTİVİTE DİKKAT EKSİKLİĞİ BOZUKLUĞU

Çocuklarda dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve yaramazlık, kaza olasılığı, düşünememe ve tehlikeli yerlere tırmanma, çok konuşma ya da konuşmama, vurucu, kırıcı davranarak çevreye zarar verme vb. gibi davranış bozuklukları görülür.

SEREBRAL PALSİ

Çocukta kas iskelet koordinasyon bozukluğu, el, kol ve bacaklarda şekil bozukluğu ve konuşma sırasında akıcılıkta ve yüz hareketlerinde bozukluk bulunur. Çocuğun yürümesi, elini kolunu kullanması, konuşması sorunludur. Daha çok kan uyuşmazlığı ve yeni doğan sarılığının uzun sürmesi ve zamanında hekime götürülmeyip zamanında önlem alınmaması sonucu ortaya çıkabilir.

OTİSTİK ÇOCUK

Toplumsal etkileşimin ve iletişimin önemli ölçüde bozuk ve anormal gelişimi, ilginin, etkinliklerin belirgin derecede sınırlı oluşuyla dikkat çeken gelişimsel bozukluktur. Ne kadar erken tanı konulabilirse, eğitilmeleri olumlu yönde etkilenir. Bebeğin 1,5-2 ay sonra anne ile göz teması kuramaması, gülümseme ve agulamanın bulunmaması, kucakta huzursuzluk, erken tanıda önemli belirtilerdir. Çocukta sallanma, ilgisini çeken objeler karşısında çırpınma (ellerini kollarını sallama), kafasını vurma, el bilek ısırma, sosyal oyunlara katılmama, sözel ve bedensel iletişim becerilerinden yoksunluk, dil gelişiminde gecikme, aynılık eğilimi de (aynı yerde oturma, aynı giysiyi giyme, aynı oyuncaklarla oynama vb.) önemli belirtiler arasındadır.

FENİLKETONÜRİ

Zeka geriliğine neden olan doğumsal bir hastalıktır. Ne kadar erken tanı konulabilirse, zeka geriliği o ölçüde önlenir. Bebeğin yeni doğan sarılığının bir haftadan uzun sürmesi, aşırı kusma, havale, idrarın leş gibi kokması (idrarda fare ölüsü kokusu) erken tanıda çok önemlidir.

Doğar doğmaz bebeğin topuğundan alınarak yapılan kan testi (GATRİ TESTİ) de erken tanı için son derece önemlidir. Erken tanı konan bebeğe hekimin önerisiyle özel mama verilmesi ve gıdalarının düzenlenmesi ile zeka geriliği bebekte önlenebilir.

KONJENİTAL HİPOTROİDİ

Boyunda bulunan troid bezinin doğuştan iyi çalışmaması sonucu, büyüme ve gelişme için gerekli olan tiroksin hormonunun yetersizliği nedeniyle ortaya çıkar. Erken teşhis konulamaması sonucu zeka geriliğine neden olan bir hastalıktır. Gebeliği sırasında iyotlu ya da troid ile ilgili ilaç kullanan annelerin bebeklerinin hipotroidili doğmariski yüksektir. Bebeğin doğumundan sonra 24 ya da 72 saat içerisinde ilk kakayı (mekoyum) çıkaramaması, yeni doğan sarılığının bir haftadan uzun sürmesi, bebeğin ağlamaması, durgun ve hareketsiz olması, erken tanı için çok önemlidir. Burun kökü basıklığı ve göbek fıtığı ile doğan bebeklerde hipotiroidi açısından çocuk hekimine muayene ettirilmelidir. Kan testi erken tanıda önemlidir. Erken tanı konan hipotiriodili bebeğe hekimin önerdiği ilaç başlanırsa, bebeğin geri zekalı olması önlenir.

ÖZÜRLÜLÜĞE YOL AÇAN SORUNLARIN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN ÖNERİLER

GENEL ÖNERİLER

Akraba evliliğinden kaçınılmalı,

Eşler, kan grubu tahlili yaptırmalı, uyuşmazlık varsa hekim önerisine göre davranmalı,

Olabildiğince 35 yaşından önce bebek sahibi olmalı, 35 yaşından sonraki gebeliklerde sağlık kontrollerine daha özenli davranılmalıdır.

Gerekli ve uygun görülmesi halinde (ailede zeka geriliği, cücelik, akdeniz anemisi vb. gibi özürlü çocuk öyküsü) uzmanından genetik danışmanlık alınabilir, genetik tahlil laboratuvarı bulunan ilgili sağlık kuruluşlarında genetik testler yaptırılabilir,

GEBELİK DÖNEMİNE YÖNELİK ÖNERİLER

Beklenen adet kanaması zamanı geçince hekime gidilerek gebe kalıp kalmadığı öğrenilmeli, gebelik söz konusu ise, hekim kontrolünde sürdürülmeli,

Gebelik sırasında asla sigara ve alkol içilmemeli, ayrıca sigara dumanı olan yerde bulunulmamalı,

İlk üç ay içerisinde hiçbir ilaç kullanılmamalı, gereksinim duyulursa mutlaka hekime danışılmalı,

Gereksiz yere röntgen çektirilmemeli, röntgen çekimi yapılan yerlerin yakınında bulunulmamalı,

Gebelik beslenmesi için sağlık personelinin danışmanlığını almalı,

Gebeler kızamıkçık ya da bulaşıcı hastalık geçiren birinin yanına gitmemeli, gebelik sırasında kızamıkçık aşısı bile yaptırmamalı,

Kronik hastalığı bulunanlar ilgili uzmanın denetiminde olmalı, kadın hastalıkları uzmanı bu konuda bilgilendirilmeli,

DOĞUM VE DOĞUM SONRASI DÖNEMİNE YÖNELİK ÖNERİLER

Doğum, sağlık personeli yardımıyla yaptırılmalı, doğumun sağlık kuruluşunda yapılması tercih edilmeli, doğumdan hemen sonra bebeğin gözüne damlatılan gümüş nitrat solüsyonu bebekte bel soğukluğunu ve buna bağlı körlüğü önlemek açısından son derece önemlidir.

Yeni doğan sarılığı açısından dikkat edilmeli, ilk 72 saat içerisinde ortaya çıkan sarılıklarda bebek mutlaka hekime gösterilmeli, özellikle ilk 24 saatte fark edilen sarılıklar son derece önemlidir.

Sağlıklı bebek ve çocuk sahibi olabilmek için aşı ile korunabilen hastalıklara karşı aşılanmalı, genel sağlık önlemleri alınmalı,

Doğru beslenme her yaş için önemlidir. Ancak bebek ve çocuklara ayrı bir özen gösterilmelidir. Bebek ve çocuk beslenmesinde ANNE SÜTÜ ‘nün ayrı bir önemi vardır. Her annenin sütü kendi bebeği için özeldir. Anne sütü, bebeğin ruhsal ve bedensel gelişimi için en gerekli gıda maddesidir. Bebek doğar doğmaz ilk yarım saat içerisinde anne memesi verilmelidir. ANNE SÜTÜ BEBEĞE ALTI AY TEK BAŞINA YETER. Altı aydan sonra anne sütünün yanı sıra ek gıdaların verilmesi gerekir.

Kazalara karşı önlem alınmalıdır.

Aile, bebek ve çocuğun gelişiminde farklılık görmesi halinde erken tanı ve tedavi için sağlık kurumuna zaman geçirmeden başvurmalıdır.

ÖZÜRLÜ ÇOCUK VE AİLE

Özürlülüğün önlenmesine yönelik alınacak önlemler son derece önemli olmakla birlikte, özürlü çocuk sahibi olan ailelerin duyarlılıkları ve sorumlulukları, sorunların çözümüne önemli katkı verebilir.

Özürlü ailesi, olayı ilk öğrendiğinde genel olarak başlangıçta derin üzüntü, şok, reddetme, acı çekme ve depresyon, suçlama ve suçlanma, utanma, daha sonra durumu kanıksama, uyum sağlama ya da kabullenme duyguları yaşayabilir.

Bir Özürlü Annesinin Sesi……

“Başlangıçta çocuğumuzun özürlü olması, ailemiz içindeki her bireyi ayrı ayrı, değişik şekillerde ve yoğunluklarda etkiledi. Eşim çocuğumuzun durumundan dolayı son derece utanıyor, bense duyduğum suçluluktan ötürü aşırı kollayıcı, koruyucu davranıyordum. Çocuğumuzdaki problemlerin giderek artması ve daha belirgin hale gelmesi sonucunda, birlikte onun için neler yapabileceğimizi düşünmemiz gerektiğine karar verdik. Bu düşünce bizi birbirimize daha da yakınlaştırmıştı. Çünkü oğlumuzun her ikimize de ayrı ayrı gereksinimi vardı. Birbirimize destek olmamız, oğlumuzun bize olan ihtiyacını hissetmemiz, evliliğimizi daha da yıkılmaz hale getirdi. Çocuğumuzu olduğu gibi kabul etmek, onun için yapabileceklerimiz hakkında ortak tavır ve tutumu geliştirmek artık tek amacımız haline gelmişti. Ancak hekimlerin ‘gebelik öncesi küçük bir önlem alınsaydı, bu durum ortaya çıkmayabilirdi’deyişi ihmal suçluluğu hissetmemizin kaynağı oldu” .

AİLE VE TOPLUM OLARAK SORUMLUKLARIMIZI ÖNEMSEYELİM!

Kaldırım, merdiven, tuvalet, lavabo ve asansör vb. fizik alt yapı düzenlemelerinde, özürlülerin kullanabilecekleri nitelikte olmasına özen gösterilmeli,

Tüm sağlık hizmetleri, özürlülerin de ulaşabileceği hale getirilmeli ve kolaylıklar sağlanmalı,

Aileler de özel eğitim çalışmalarını doğrudan izleyebilmeli, katkı verebilmeli,

Özrün çeşidine ve düzeyine göre farklı danışmanlık ve eğitim hizmetleri verilebilmeli,

Özürlülerin evdeki yaşam kalitesini artırmaya yönelik aile eğitilmeli ve bilinçlendirilmeli, aileler arasında grup etkileşimi sağlanmalı,

Özürlü bireylere iş ve meslek kazandırılarak, toplumda üretkenlikleri sürdürülmeli,

Risk bulunması ya da gereksinim duyulması halinde, bireylere özürlülük konusunda bilgi verilmelidir. Bu bilgilendirmeye, toplumun bilinçlendirilmesi açısından da özen gösterilmelidir.

Özürlü çocuklarımızı gizlemek ya da onlardan utanmak yerine, onları gün ışığına çıkarmalı, eğitmeli ve topluma kazandırmalıyız.

ERKEKLERDE GÖRÜLEN CİNSEL ORGAN KANSERLERİ

Erkek cinsel organlarının hemen tümünde kanser görülebilir. Ancak; testis, penis ve prostat kanserlerine daha fazla rastlanır. Tüm kanserlerde olduğu gibi cinsel organ kanserlerinin de erken tanısı tedavi başarısını artırır. Penis ve testislerde fark edilen bir sertlik ve kitle durumunda erken tanı açısından hekime başvurulmalıdır.

PROSTAT

Prostat yalnızca erkeklerde bulunur, kadınlarda prostat ya da eşdeğeri bir organ yoktur. Prostatın salgıladığı sıvılar sperm canlılığını ve hareketini artırır.

PROSTAT BÜYÜMESİ

Yaşın ilerlemesiyle erkeklerde vücuttaki hormonal değişikliklere bağlı olarak prostat dokusu genişler. Bu duruma prostat büyümesi denir. Kötü seyirli olmamakla birlikte sık sık idrara gitme, idrar akışında azalma, idrarın penis ucundan çatallı çıkması gibi yakınmalar görülebilir. Hekime başvurularak öneriler doğrultusunda davranılmalıdır.

PROSTAT KANSERİ

Prostat kanseri de yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkar.Prostat büyümesi belirtileri görülür. Bazı kişilerde idrar yolundan kan da gelebilir. Prostat kanserinin erken tanısı çok önemlidir. Bu nedenle 50 yaşından sonra yılda bir kez prostat muayenesi için hekime gidilmelidir. Prostat kanserinin erken teşhis edilmesinde, PSA adı verilen kan tahlili yaptırılmalıdır. Prostat kanserinin tedavisinde başarı oranı yüksektir. Kontroller ihmal edilmemelidir.

Başta kanser olmak üzere birçok hastalığın temel etmenlerinden biri “yanlış, yetersiz ve dengesiz beslenme” , diğeri ise “sigara alışkanlığı” dır. Her iki etmen ailenin sağlığını ve mutluluğunu yakından ilgilendirir.

KADINLARDA GÖRÜLEN CİNSELLİKLE İLGİLİ KANSERLER

 MEME KANSERİ

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Erken tanı konması halinde tedavisi olanaklıdır. Erken tanı için kadının kendi kendine meme muayenesi yapması ve 40 yaşından sonra yılda bir mamografi çektirmesi son derece önemlidir.

 KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ

Kadın, kendi kendine ayakta ayna karşısında meme muayenesi yapabilir.

Önce meme dokusunda ve deride bir değişiklik olup olmadığına karşıdan ve yandan bakılır.

Kollar başın üzerinde birleştirilip, büyüklük ve şekil değişikliği, deride çukurlaşma ya da büzüşme, meme başında içe çekilme ya da akıntı, meme başı çevresindeki koyu renkli alanda ve deride değişiklik olup olmadığına bakılır,

Aynı işlem eller belde birleştirilerek yapılır.

Tek kol baş üzerine konulur, diğer el koltuk altından başlayıp, meme üzerinde dairesel hareketlerle (saat yönünde) parmak uçlarıyla bastırılarak muayene edilir.

Aynı işlem diğer meme için de tekrarlanır.

Eller aşağı sarkıtılarak ve hafif öne eğilerek memelerin sarkık duruşunda bir farklılık olup olmadığına da bakılır.

Ele bir kitle, sertlik gelmesi ya da sarkık duruşda farklılık olması halinde hekime başvurulur. Kadın; yatarak da kendi kendine meme muayenesi yapabilir.

 Memede değişiklik fark edilmesi halinde hemen hekime başvurulmalıdır..

 - Sertlik ya da kitle,

- Deride kalınlaşma, şişme ve renk değişikliği,

- Meme başında kalınlaşma, kızarıklık, akıntı, kanama, yara,

- Memede ya da meme başında içeri doğru çekinti,

- Meme şeklinde değişiklik,

- Meme başlarının duruşunda değişiklik,

 VULVA KANSERİ (DIŞ GENİTAL ORGAN)

Genellikle ileri yaşlarda görülür. Teharet sırasında farkedilen sertlik, kitle, kabarıklık, renk değişikliği, yara ya da kanama, erken tanıda önemlidir. Hekime başvurulmalıdır.

 VAJİNA VE RAHİM AĞZI (SERVİKS) KANSERİ

Genellikle ileri yaşlarda görülür. Erken tanısı konulabilmesi halinde tedavisi olanaklıdır. Kadınların hiçbir yakınması olmasa dahi, hekimlerince önerilen aralıklarla jinekolojik muayeneden geçmeleri ve Papsmear Testi yaptırmaları önemlidir.

 RAHİM KANSERİ

Genellikle menopoz ve sonrasında ortaya çıkar. Menapoza giren kadınlarda kanama erken tanı açısından önemlidir.

 YUMURTALIK KANSERİ

Kadın genital kanserleri içinde önemli yer tutar. Kanserde erken tanı önemlidir.

40 yaşından sonra yılda bir jinekolojik muayene yararlıdır. Beklenmeyen vajinal

kanama ve akıntı, kitle, sertlik fark edilmesi halinde hemen hekime

başvurulmalıdır.

 MYOM

Rahimde gelişen iyi huylu urdur. Ancak fark edilmesi halinde hekimin önerileri doğrultusunda davranılmalıdır.

 GENEL RİSK FAKTÖRLERİ

Ailesinde kanser öyküsü bulunanlarda risk artabilir.

Çok doğum yapmış ya da hiç doğum yapmamış olanlarda risk olabilir.

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların, özellikle genital siğil virüsünün, rahim ağzı ve vulva kanseriyle yakın ilişkisi bulunmaktadır.

Sigara, tüm kanserlerde olduğu gibi kadınlara özgü kanserlerin de önemli nedenidir.

Hekim kontrolü dışında kullanılan hormon ilaçları kansere eğilimi artırabilir.

Yanlış, yetersiz ve dengesiz beslenme

Başta kanser olmak üzere birçok hastalığın temel etmenlerinden biri “yanlış, yetersiz

ve dengesiz beslenme” , diğeri ise “sigara alışkanlığı” dır. Her iki etmen ailenin sağlığını

ve mutluluğunu yakından ilgilendirir.

BESLENME

Damar sertliği, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, kemik erimesi (osteoporoz), şeker hastalığı (diyabet), kansızlık (anemi) ve şişmanlık vb. gibi hastalıkların en önemli nedenlerinden biri yanlış, yetersiz ve dengesiz beslenmedir.

Beslenme insan davranışlarını etkileyen önemli öğelerdendir. Genellikle aç kalan ve kimi besin öğelerinden yoksun beslenenler; sinirli, uyumsuz, saldırgan ve suç işlemeye eğilimli olabilirler. Bebek ve çocuklarda kötü beslenme beyin gelişimini ve zeka yeteneğini olumsuz etkiler.

Kanser hastalıklarıyla beslenme arasında sıkı bir ilişki vardır.

Yirmi yaşına kadar yeterli ve dengeli beslenenlerin yaşam boyu kanserden korunma olasılıkları % 60’dan fazladır.

Küflü gıdalarda “aflotoksin” denilen kanser yapıcı bir madde oluşur. Süt, et ve yumurtaya da geçtiği için küflü ekmek ve diğer gıdalar hayvanlara da verilmemelidir.

Doğru Beslenme İlkeleri;

Beş gruptan oluşan besinler, her gün, günde üç öğün ve karışık tüketilmelidir. Besin grupları:

•Etler (balık, tavuk,sığır) ve kurubaklagiller (fasulye, nohut, mercimek vb.),

•Sebze ve meyveler,

•Süt ve süt ürünleri (yoğurt, peynir, içimlik süt),

•Ekmek, börek, pilav gibi unlu gıdalar,

•Yağlı ve tatlı gıdalar,

Fazla yağlı ve tuzludan kaçınılmalıdır. Yağ gereksinimi sıvı yağlardan özellikle zeytinyağından karşılanmalıdır.

Haşlama suları atılmamalı, kızartma ve ızgaradan olabildiğince kaçınılmalıdır.

Sebze, meyve, süt ve süt ürünlerine ağırlık verilmelidir. Bu gıdalarda kanserden koruyucu maddeler fazladır.

Sebze ve meyveler mevsimlerinde, doğal, taze ve ucuz olanı tercih edilmelidir.

Gıdalar buzdolabında saklanmalı, küflendirilmeden tüketilmeli, küflenenler atılmalıdır.

Katkılı maddelerden kaçınılmalıdır.

Günlük dışkılama alışkanlığı edinilmelidir. Kepekli ve posalı gıdalar tüketilmeli, bol sıvı alımına özen gösterilmelidir.

SİGARA

Sigara, damar sertliği, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, nefes darlığı (astım, bronş genişlemesi, hava keseciklerinin yırtılması, bronşit) ve kemik erimesi (osteoporoz) vb. gibi hastalıkların en önemli nedenlerindendir.

Sigara, derinin çirkinleşmesine, cinsel isteğin azalmasına ve kısırlığa yol açabilir.

Sigaranın içerisinde fare zehiri dahil, 4000 dolayında zararlı madde bulunmaktadır.

Sigara başta akciğer, dil, dudak, mesane, prostat, yumurtalık, rahim ve kan kanseri (lösemi) olmak üzere tüm kanserlerin en ön sırada gelen nedenidir.

Sigara içmemelerine karşın sigara içilen ortamda bulunan kişiler (pasif içiciler) de kanser ve diğer hastalıklara yakalanabilmektedirler. Sigarada bulunan 60 tür kanser yapan maddelerden biri de “ NNK” adında bir maddedir. Bu madde, diğerlerinden farklı olarak dumanla birlikte içenin akciğerlerine girdikten sonra, orada vücudun salgıladığı bir sıvıyla birleşerek, kanser yapma gücü 100 kez artar ve dışarı çıkar. Sigara içmeyenlerin bu dumanı soluması, belki de onların daha fazla kansere yakalanmalarına neden olabilir.

Damar sertliği plaklarının yırtılması sonucu kalp krizi ortaya çıkar. Yaş ilerledikçe, bu sert plaklar damar içinde giderek büyür ve kalp krizi geçirme riski de artar. Ancak sigara dumanı küçük damar sertliği plaklarını da patlatarak kalp krizine yol açmaktadır.

Bu nedenle, BİR AĞIZ DOLUSU DUMAN, ya da BİR NEFES SİGARA DUMANI, çocuk ve gençlerin geçirdikleri kalp krizinin ve ölümlerin en önemli nedenidir.

Sigaranın zararlarını önlemek için;

Sigara içilmemeli, içenler bırakmalıdır.

Kapalı ortamlarda sigara içilmemeli, kahvehane gibi sigara içilen ortamlara girilmemelidir.

Özellikle ev ortamında sigara içilmemeli, içtirilmemelidir. BEBEK, ÇOCUK, GEBE ve EMZİKLİ ANNELERİN yanında kesinlikle sigara içilmemelidir.

CİNSEL İSTİSMAR VE ŞİDDET

Cinsel istismar; bir kişinin kendi rızası dışında cinsel bir eyleme hedef olması ya da buna kalkışılmasıdır. Çocuk, genç, yaşlı her yaştan; kadın, erkek her cinsiyetten kişiler cinsel istismara uğrayabilir.

Cinsel taciz, tecavüz ve seks işçiliği cinsel istismar kapsamında değerlendirilebilir.

Cinsel Taciz:

Bireyin istemediği ve hoşnut olmadığı cinsel ilgi ile karşılaşmasıdır.

Sarkıntılık: Zorla öpme, sarılma, sürtünme, okşama, çimdikleme vb.

Sözlü ya da beden dili: Laf atma, ıslık çalma, telefon sapıklığı, göz süzme, el işareti yapma, teşhircilik (cinsel organını gösterme)

Cinsel Tecavüz:

Birini tehdit ederek ya da şiddet uygulayarak cinsel ilişkiye zorlanama ya da ilişkide bulunmaya denir. Tecavüz, şiddet içeren bir ilişki şeklidir

Seks İşçiliği ve İstismarı:

Bireyin para ya da başka maddi bedel karşılığında cinsel ilişkide bulunmasıdır. Seks işçiliği bir tür istismardır. Bunun nedeni; kişilerin seks işçiliğine istemeden başlamasıdır. Çoğu kez temelinde istismara uğramışlık vardır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek amacıyla, ülkemizde çalışma şekilleri yasayla düzenlenmiştir. Çünkü yasa dışı çalışanlar, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, HIV/AIDS ve istenmeyen gebelikler açısından ciddi sorunlar yaşamaktadırlar.

Aile içerisinde daha çok kadın ve çocukların şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Eşler arasındaki kavga ya da çocuklara yönelik şiddet, çocukların ruhsal gelişini kötü yönde etkileyerek şiddete eğilimli kişilik gelişebilir. Eşin rızası olmamasına karşın, baskıyla ya da zorla vajinal, anal ve oral her türlü cinsel ilişki tecavüz olarak değerlendirilir. Bu durum eşleri zor durumda bırakır ve boşanma sebebi sayılabilir.

Aile dışında da tecavüz olaylarına rastlanmaktadır. Tecavüze uğrandığında, en doğru davranış yardım istemektir. Olay sonrası banyo yapmak, birçok kanıtın yok olmasına neden olacağından, kesinlikle banyo yapılmamalıdır. Bireyde oluşabilecek psikolojik sorunlara yönelik, destek alması çok önemlidir. Tecavüze uğrayan kişi; suçluluk duygusunun yersiz olduğuna ve saldırıya uğramasının kendi suçu olmadığına mutlaka inandırılmalıdır.

Unutulmaması gereken, istismarların temel insan haklarına aykırı olduğu için yasalarca yasaklanmış olmasıdır. Bu tür eylemlerde bulunanlara ceza verilir.

Ama ne yasalar ne de cezalar, cinsel istismara uğrayan kişilerin psikolojik ve bedensel zedelenmelerini ve kişiliklerine verilen zararları karşılayamaz.

Farklı cinsel kimliğe sahip kişilerin de sıklıkla cinsel şiddet ve istismara uğradıkları bilinmektedir. Cinsel kimlik gelişimi 2-3 yaşlarında başlar. Sahip olunan biyolojik cinsiyetten farklı bir cinsel kimliği benimsemeye toplumsal cinsiyet denir. Bir başka deyişle, biyolojik cinsiyeti ne olursa olsun bireyin kendini kadın ya da erkek olarak algılamasıdır.

Bireyin karşı cinsten birinden hoşlanması ve cinsel birlikteliğine heteroseksüellik, aynı cinsiyetten birinden hoşlanması ve cinsel birlikteliğine homoseksüellik (eşcinsellik), bireyin hem kendi, hem de karşı cinsiyetten hoşlanması ve cinsel birlikteliğine ise biseksüellik denir. Toplumun çoğunluğu heteroseksüeldir. Başka bir deyişle; biyolojik cinsiyetine uygun cinsel kimlik gelişmiştir. İnsanlar cinsiyetle ilgili toplumsal rollerini kendileri bilinçli olarak seçemezler. Çocuklukta başlayan toplumsallaşma sürecinde rollerini kazanmış olurlar.Toplumsal cinsiyeti etkileyen faktörlerin başında bebek ve çocuklara aile ve çevrenin yaklaşımı gelmektedir.Bunların bilinmesi ve doğru davranılması çocukların cinsel kimlik bulmasını etkileyebilecektir. Bazı faktörler;

Ailenin kız beklerken, bebeğin erkek olması ve ona kız çocuğu özlemini giderecek biçimde davranması, özellikle zaman zaman “şu bir kız olsaydı…” gibi sözler söylemesi, çocuğun biyolojik cinsiyetini reddetmesine, karşı cinsiyeti benimsemesi eğilimine yol açabilir.

2-3 yaşlar arasında geçirilen dönemde, makattan ateş ölçmek ve fitil koymak gibi uygulamalar çocuğun makattan zevk alması duygusunu pekiştirebileceği düşüncesiyle kaçınılması önerilmektedir.

Özellikle 3-7 yaşlar arasında geçirilen dönemde, yoğun olarak yaşanan erkek çocuğunun annesine olan doğal düşkünlüğüne, babanın aşırı tepki göstermesi ya da bu ilişkinin dengede tutulamaması halinde çocuk anne cinsiyeti ile özdeşleşerek, cinsel kimlik olarak bu cinsiyeti benimseyebilir ya da baba cinsiyetinden olanlardan öç almak eğilimi nedeniyle biseksüelliğe yönelebilir. Kız çocukla annesi, erkek çocukla babası arasındaki ilişki ne denli yakın ve olumlu ise, özdeşim de o denli kolay olur. Bu dönemde çocuklar cinsel organlarına düşkün oldukları ve farklı biçimde önemsedikleri için, yaramazlıkları sırasında, cinsel organına yönelik “keserim” ya da “gösterme, çok ayıp” gibi sözlerle yaklaşım, çocuğun biyolojik cinselliğini benimsemede sorun yaşamasına yol açabilir. Bu bağlamda erkek çocuklarının 3-7 yaşlar arasında sünnet edilmesi de pek önerilmez. Bu nedenlerle toplumsal cinsiyetinden dolayı insanlar kınanmamalı, ayrımcılık yapılmamalı, şiddet ve istismara uğramamalıdır. Herkes cinsel kimlik ve tercihleri doğrultusunda cinselliklerini başkalarına zarar vermeden, mahremiyetle ve özgürce yaşayabilmelidir.

Bu en temel insan hakkıdır.

CİNSEL İSTİSMARI ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Eşler arasındaki kavga ve şiddetin önlenmesinde karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü ve anlayış kuralı unutulmamalıdır. Tartışma ve kavgalar çocukların yanında asla yapılmamalıdır. Çocuklara şiddet uygulanmamalı, sevgi, ilgi ve engel koyma dengede tutulmalıdır. Cinsel şiddetle karşılaşıldığında, paniğe kapılmadan soğukkanlı bir şekilde tepki gösterilmeli, kararlı davranılmalı; gerekiyorsa yasal yollara başvurulmalıdır.

-Cinsel istismara ya da şiddete maruz kalındığında tıbbi, hukuki ve sosyal açıdan yardım alınabilecek bazı kurum ve kuruluşlar;

-ANKARA BAROSU..........................................................................................Tel:(312) 310 55 26

Kadın Danışma Merkezi...........................................................................Tel:310 55 26/238

Adli Yardım Bürosu ...........................................................................Tel:310 55 26/248-249

Çocuk Merkezi..........................................................................................Tel:310 55 26/240

-KADIN DAYANIŞMA VAKFI...........................................................Tel:(312) 430 40 05/ 432 07 82

-ANKARA SOSYAL HİZMETLER İL MÜDÜRLÜĞÜ.........................................Tel:(312) 418 66 62

-ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ..............................................................Tel:(312) 232 36 69

-İl ve İlçe İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Bşk. ......................................Tel:(312) 418 25 73

-T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü .....................................Tel:(312) 419 29 79

-Türkiye İnsan Hakları Vakfı.............................................................................Tel:(312) 417 71 80

CSÜS HİZMETLERİNE YÖNLENDİRME

Sağlık; en temel insan hakkıdır. İnsanlar cinselliklerini yaşamaları sırasında sağlıkları da etkilenebilmektedir. Bu nedenle; cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerinden herkesin yararlanması, sorunların azaltılmasında önemlidir. Cinsellik, birçok toplumda hala tabu görülmektedir. Bu durum insanların hizmet alımını etkileyebilir. Cinsel sağlık ve üreme sağlığına ilişkin sorunlar ağırlıklı olarak kadına özgü düşünülmesine karşın, çağdaş aile yaklaşımında hem erkeği hem de kadını eşit olarak ilgilendirmelidir.

Gereksinim duyulması halinde, cinsel sağlık-üreme sağlığı hizmetleri verilen sağlık kuruluşları;

Sağlık Evleri

Sağlık Ocakları

Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Merkezleri

Doğumevleri / Aile Planlaması Klinikleri

Hastanelerin Kadın Hastalıkları ve Doğum Klinikleri

HIV/AIDS Araştırma Merkezleri

Özel Hastaneler / Özel Poliklinikler / Özel Muayenehaneler

İlgili dernekler, vakıflar, eczaneler

Ayrıca istenmesi halinde telefonla da bilgi alınabilecek bazı kurumlar bulunmaktadır.

- Türkiye Aile Planlaması Derneği Tel: (312) 441 78 00

- AIDS ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Bilgi Hattı Tel: (312) 441 78 00

- HATAM – Ankara Tel: (312) 310 80 47

KAYNAKLAR

Hacettepe Üniversitesi (1999). I. Özürlüler Şurası Komisyon Raporları-Genel Kurul Görüşmeleri. T. C.

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı.

Hacettepe Üniversitesi, Keçiören Belediyesi (2005). Belediyeler ve Evlendirme Hizmetleri. Belediyecilik

ve Halk Sağlığı Eğitim-Araştırma Merkezi, Yayın No: 12, Ankara: Aygül Ofset.

İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı, T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü ve UNFPA

(Birleşmiş Milletler Nufus Fonu) (2000). Cinsel Sağlık Bilgileri Eğitimi Öğretmen El Kitabı. İ stanbul:

Aşama Matbaacılık.

SARIKAYA, E., ÖZCAN, Z.Y. (2005). Ailem Türkiye Projesi.

SİVASOĞLU, A. A. (2005). Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilgisi. Ankara: TUSEM Tıbbi Yayıncılık

ÖNDER, Ö. R.,YILDIZ, A. (2001). HIV/AIDS Konusunda Yeşil Maymunla Söyleşi. Ankara Üniversitesi

Basımevi.

T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı, T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı

(2004). Türkiye Özürlüler Araştırması 2002. Yayın No: 2913, Ankara: Devlet İstatistik Enstitüsü

Matbaası.

T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü (2003). Aile Planlaması Danışmanlığı İçin Resimli

Rehber. 3. Baskı, Ankara.

T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü (2005). Güvenli Annelik. Ankara.

T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü (2005). Üreme Sağlığına Giriş. Ankara.

T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü, UNFPA (Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu) (2005).

Sağlık Sektörü İçin Ulusal Stratejiler ve Eylem Planı 2005-2015. Ankara.

T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü (2000). Aile Planlaması Yöntemleri Broşürü. Ankara.

T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü (1999). Gebelik ve Aile Planlaması Yöntemleri

Broşürü. Ankara.

T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü (1992). Annenin ve Doğacak Bebeğin Sağlığı İçin

Gebe Bakımı. Ankara: T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü Basımevi.

Türkiye Aile Planlaması Derneği. Güvenli Annelik Broşürü. Ankara.

Uluslararası Aile Planlaması Federasyonu (2000). IPPF Üreme Hakları ve Cinsel Haklar Bildirgesi.

http://www.jinekoloji.net.Erişim Tarihi: 08.02.2006

http://www.bilkent.edu.tr. Erişim Tarihi: 08.02.2006

http://www.ikgv.org. Erişim Tarihi: 08.02.2006

http://www.genetikbilimi.com. Erişim Tarihi: 10.02.2006

http://www.istanbulcerrahi.com. Erişim Tarihi: 09.02.2006

http://www.hacettepe.com.tr. Erişim Tarihi: 08.02.2006

http://www.florence.com.tr. Erişim Tarihi: 09.02.2006

http://www.kadinininsanhaklari.org. Erişim Tarihi: 08.02.2006